On dördüncü yüzyılda Güneybatı Asya'da İmparator Timur-lenk'in ordusu kuvvetli ve güçlü bir düşman tarafından bozguna uğratılmıştı. Düşman askerleri bölgeyi terk ederken Timur terk edilmiş bir ahırda yatarak saklandı. Orada ümitsizce yatarken bir buğday tanesini dik bir duvara taşımaya çalışan karıncayı gördü. Buğday tanesini karıncanın kendisinden daha büyüktü. İmparator, karıncanın o taneyi altmış dokuz kez taşımaya çalıştığını saydı. Altmış dokuz kez geri düştü. Yetmişinci denemesinde buğdayı duvarın üzerine çıkarabildi.Timur birden yerinden fırladı. O da sonunda kazanabilir, zafere ulaşabilirdi. Elbette ordusunu yeniden toparlayarak ve düşmanın üzerine daha güçlü bir duygu ile giderek bunu başardı.Eğer olumsuz şeyler düşünürseniz olumsuz sonuçlar elde edersiniz. Buna karşılık olumlu şeyler düşünürseniz, olumlu sonuçlara ulaşırsınız. Bu çok önemli ve evrensel bir kuraldır. İşte başarıya ulaşıp mutlu olmak için uyulması gerekli en önemli kuralı üç kelime ile özetleyebiliriz: "İnanırsan başarıya ulaşabilirsin."
Bir kadın yalnızdır aslında.hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.o dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.yalnızlık onun sığınağıdır.o sığınağa ne zaman gireceğine,ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında.neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez.üreticiliğinin sınırı yoktur.ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.hoyratça harcamaz üreticiliğini.sadece erkeğine saklar.bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.yemek yemek,su içmek bile.bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet >
farkını anlayabiliyormusunuz?anlıyorsanız ne mutlu size.anlamıyorsanız ne yazık ki yaaşamıyorsunuz ............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!! > ....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!! kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!! öyle olsaydı ezilirdi......!!! > üstün olsun diye başındanda yaratılmadı......!! AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI...... Eşit olsun diye...... kolun biraz altında...Korunsun diye...!!! > KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!! alıntı:
....Bir kadın çocuktur aslında.....çocuk gibi davranmayı sever.erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını..ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez.söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.. Bir kadın güçlüdür aslında.hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.ama bu gücünü herzaman ortaya koymasını sevmez.ister ki,erkeğin gücü kendisine huzur versin.kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.yapmak istediği birşey varsa mutlaka yapar. Bir kadın sevgidir aslında.içinde her zaman sevgiyi > taşır.sevdiklerinden kolay ayrılamaz.sevdiklerini kolay kolay kıramaz.zor sever;ama,tam sever.bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.ancak beyninde yer her an terk edilebilirsiniz.sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri acımak" >duygusudur.
Bir kadın çılgındır aslında.neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile
edemez.üreticiliğinin sınırı yoktur.ama bunu ortaya çıkartmak için
hayatının erkeğini bekler.hoyratça harcamaz üreticiliğini.sadece erkeğine
saklar.bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok
şanslısınız demektir.çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar
olduğunda anlam kazanıyor.
Abdullah İbnu Amr RA anlatıyor: "Resulullah AS buyurdular ki: "Güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla diyaneti esas alarak evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahi dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) efdaldir."
BEKARLAR EVLENDİRİLSİN
Üveym İbnu Saide RA anlatıyor: "Resulullah ASbuyurdular ki: "Bakire kızlarla evlenin. Çünkü onların ağızları daha tatlı, rahimleri daha doğurgandır, aza da razı olurlar."
HÜR VE VELUD OLANLA EVLENİLSİN
Hz. Enes İbnu Malik RA anlatıyor: "Resulullah AS'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim Allah'a pak ve temizletilmiş olarak kavuşmak isterse hür kadınlarla evlensin."
Hz. Ebu Hureyre RA anlatıyor: "Resulullah ASbuyurdular ki: "Evleniniz! Zira ben (Kıyamet günü diğer ümmetlere karşı) çokluğunuzla iftihar edeceğim."
EVLENECEĞİN KADINA BAKMAK
Muhammed İbnu Mesleme RA anlatıyor: "Ben bir kadınla evlenmek istedim ve kadını gizlice görmeye çalıştım. Sonunda onu kendi hurma bahçesinde gördüm."
Bu açıklaması üzerine, kendisine: "Sen Resulullah'ın ashabından olduğun halde bunu yaptın mı?" diye ayıpladılar. O da şöyle cevapladı: "Ben AS'ın "Allah bir kimsenin kalbine bir kadınla evlenme arzusu attığı zaman, ona bakmasında bir beis yoktur!"
dediğini işittim."
Hz. Enes RA anlatıyor: Mugire İbnu Şu'be bir kadınla evlenmek istemişti. Resulullah AS kendisine: "Git önce onu bir gör! Zira böyle yapman, aranızdaki ülfet ve sevginin devamı için daha uygundur" buyurdular. O da öyle yaptı ve evlendiler. Bilahare Mugire RA, aralarındaki uyumdan bahsettiler."
Mugire İbnu Şu'be anlatıyor: "Resulullah AS'a gelip evlenmekistediğim bir kadından bahsettim. Bana: "Git onu bir gör! Bu, onunla muhabbet ve ünsiyetinizin devamı için daha uygundur" dedi. Ben de Ensardan bir kadının yanına geldim, onu ebeveyninden istedim ve Resulullah AS'ın sözünü onlara haber verdim. Onlar sanki bundan hoşlanmadılar. Hıdr denen hususi hücresinde bulunan kız bunu işitmişti: "Resulullah AS, sana bakmanı emretmişse, bak! Aksi taktirde Allah aşkına bana bakma!" dedi. Sanki kız da bu bakma işini büyütmüştü.
Muğire sözüne devamla dedi ki: "Ben kıza baktım ve onunla evlendim." Muğire kızla aralarındaki uyuşmayı da zikretti."
DUL VE BAKİRE İLE İSTİŞARE
Adiyy İbnu Amire el-Kindi RA anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatuvesselam buyurdular ki: "Dul kadın, kendi arzusunu açıkça ifade eder, bakire kızın rızası sükutundan anlaşılır."
Hz. Aişe RAa anlatıyor: Resulullah AS buyurdular ki:
"Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı siz(in çokluğunuz) ile iftihar edeceğim. Kimin maddi imkanı varsa hemen evlensin. Kim maddi imkan bulamazsa (nafile) oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır."
İbnu Abbas RA anlatıyor: Resulullah AS buyurdular ki: "Sevişenler için nikah kadar sevgiyi artırıcı bir şey görmedik veya görülmedi."
KOCANIN KADIN ÜSTÜNDEKİ HAKKI
Hz. Aişe RAa anlatıyor: "Resulullah AS buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."
Abdullah İbnu Ebi Evfa RA anlatıyor: "Hz. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah AS'a secde etmişti. AS hayretle : "Ey Muaz! Bu da ne?" dedi. O açıkladı: "Şam'a gitmiştim, onların reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladım. İçimden, aynı şeyi size yapmak arzusu geçti." AS, bunun üzerine: "Bunu yapmayın! Zira, şayet ben, bir kimseye, Allah'tan başkasına secde etmeyi emretseydim, kadına kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını da eda edemez. Kadın (deve sırtındaki) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın bu isteğe mani olamaz."
EN EFDAL KADIN
Resulullah AS'ın azadlısı Sevban RA anlatıyor: "Gümüş ve altın (biriktirme) ile ilgili ayet (Tevbe 34) nazil olduğu zaman halk: "Öyleyse hangi malı biriktirmeliyiz?" diye birbirlerine sordular. Hz. Ömer: "Bunu, ben sorup size haber vereyim!" dedi ve hemen devesine atlayıp gitti. Ben de peşinden gittim. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü hangi maldan edinelim?" diye sordu. AS da: "Her biriniz, şükreden bir kalp, zikreden bir dil, ahiret işinize yardımcı olacak mü'mine bir kadın edinsin" buyurdular."
Ebu Ümame RA'ın rivayetine göre: "Resulullah AS şöyle buyurmuşlardır: "Mü'min, Allah'a takvadan sonra en ziyade saliha bir zevceden hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sürur duyar, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadınından ayrılıp uzak bir yere gitse, kadın hem kendi namusu ve hem de adamın malı hususunda hayırhah ve dürüst olur.
Yani bir u fuk konuyor insanoğlunun önüne. "Allah'ın dostlar defterine girebilme ufku" bu. İşte bunun bir şifresi olmalı... Bir yol haritası bulunmalı. İnsan, yüreğini o aşkla donattığında, yol alabilmeli o ufka doğru.
Ne götürecek bizi "Allah'ın dostlar defteri"ne girebilme ufkuna? Peygamber
kavlince, "Nebilerin ve şehidlerin imrenerek baktığı", artık "hüzün ve
korku"dan arınılan "Rabbe dostluk" gibi böyle bir özel statünün
ehemmiyetini yeterince kavrayan, idrak eden insan, yüreği hasretten
kavrulmuş bir aşık gibi yana yana kendisini ufka taşıyacak şifreyi
aramaya koyulur. Acaba nedir o yol kılavuzu? Bunun için bilmece çözmeye gerek yok belki. Kullarının önüne "Dostluk defteri"ni açan, ona götürecek yolun işaretlerini koymuş olmalıdır. Belki önce, "dost" ve "sevgili" sıfatlarını Kudretten koyduğu insanlara bakmak gerekiyor, işaretleri bulmak için... Önce Hazreti İbrahim ve sonra onun neslinden gelen Hazreti Muhammed -aleyhisselam-... Allah'ın kitabı, hem Hazreti İbrahim (a.s.), hem de Hazreti Muhmamed (s.a.) için "güzel örnek" sıfatını kullanıyor.
"Muhakkak ki Allah'ın Rasulünde sizin için güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 21) "İbrahim'de ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır." (Mümtahine, 4 ve 6) Bu
"güzel örnek"lik neden "dostluk" ve "sevgili"lik statüsünde de olmasın?
Yani insanoğlu, onların şahsiyet çizgilerini heceleyerek, onların
kişiliklerinden kendi yüreklerine ölçüler taşıyarak "şifre"yi çözüp,
"Dostluk defteri"ne doğru yol alamaz mı? Allah Teala, "Dost İbrahim"i anlatırken, onun "çok vefakar"
oluşunu zikrediyor. (Necm Suresi, 37) İşte bize bir şifre... Vefakar
olmak... Kime? Allah'a karşı... O'nunla hukukunu en zor şartlarda
gözetmek. O'nu unutmamak. Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s.) Efendi Hazretlerinin "Hazreti
İbrahim" isimli eserinde Hazreti İbrahim'in "vefa imtihanları"
karşısındaki hali şöyle anlatılıyor: "İbrahim aleyhisselam
nefsini nirana, kalbini Rahman'a, oğlunu kurban'a ve malını ihvana
bezletmekle ahdine vefakarlığı göstermiştir." (s. 195, Erkam Yay.)
Nasıl? Ateşin içinde "Allah bana yeter" diyen bir
yürekle gidilir demek ki "Allah dostluğu"na... Kurban sınavında evladı
bıçak altına alabilmekle sağlanır kurbiyyet... "Allah adına" de, "kölen
olayım" diyebilmekle... Yüreğindeki putları birer birer kırıp, kalbi
itmi'nana ulaşmakla... Vefa sınavı zor bir sınav... Onu aşan ufka doğru yürüyor. Hazreti Muhammed (s.a.)... Allah'ın habibi... Ya
O'nu hecelemek... Hira Dağı'ndan Hazreti Ebubekir'in "Hayatın da
güzeldi ölümün de güzel" dediği zamana kadar geçen bir kutlu hayatın
ruhi iklimini içimize taşımak... Mekke ateşinde, Hicret yolunda, Taif
taşlanışında, Bedir berzahında, Uhud'un can pazarında, her namazdaki
Mirac yücelişinde, suzişli duaların göz yaşında O'nunla bir noktacık da
olsa buluşmak... Ebu'd-Derda (r.a)dan rivayet edilen bir hadisi şerifte
Rasulullah (s.a.)'ın bildirdiğine göre Davud aleyhisselam şöyle dua
edermiş: "Allahım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi, ve
senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allahım! Senin
sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl. "
(Tirmizi, Deavat 73, Tefsirü'l Kur'an 39). Belki bu duanın muhtevasındadır "Allah dostluğu"nun şifresi... Kur'an
ayetlerine bakmak gerek belki bu şifrenin her parçasının çözümü için...
O değil mi, bize Rahman'dan gelen mektup... Ve biz O Rahman'ın dostluk
şifresini aramıyor muyuz? Kur'an mesela "Allah'ı seven, Allah'ın sevdiği özel toplum"
un hususiyetlerini sıralamış: "Mü'minlere karşı yumuşak, kafirlere
karşı onurlu, Allah yolunda mücadele eden ve kınayanın kınamasına
aldırmayan..." (Maide, 54) İşte bir kaç çizgi...
"Hüzün ve korkudan kurtulmuş Allah dostları"nın anlatıldığı
ayette Allah Teala, "iman ve Allah'a karşı gelmekten sakınma (takva)"yı
ana hususiyetler olarak zikretmiş... (Yunus suresi, 62) İman ve
takva... İbrahim (
a.s.)'in "vefa"sının Muhammed ümmetinin önüne konan ana muhteva
unsurları... Kur'an
ayetlerine baktığımızda, Allah Teala'nın "hubb - sevgi" çerçevesine
giren insanlara rastlıyoruz. Bir bakıma şifre, bizzat "Dostluk ve sevgi
defteri"ni açan Allah Teala tarafından veriliyor. Belki "Allah'ın
sevmedikleri"ni bildiren bir nice ayeti okuyarak da "dostluk - sevgi"
şifrelerine ulaşmamız mümkün. Allah iyilik edenleri ve güzellikler içinde yaşayanları
(muhsin) seviyor. Tevbe edenleri, içi dışı tertemiz olanları,
zorluklara, çilelere sabredenleri, Allah'a güvenip tevekkül edenleri,
adil olanları, ölçülü ve mutedil olanları seviyor...
Zalimleri, böbürlenenleri, haddi aşanları, israf edenleri,
fesatçıları, inkarcıları, emanete ihanet edenleri, hainleri sevmiyor...
"Allah'a ve Peygamberi'ne düşmanlık edenlere dostluk
göstermeme"yi, (Mücadele Suresi , 22) "sıdk - sadakat ehli olma"yı
(Maide Suresi, 119), "Allah yolunda duruşta tıpkı Muhacir ve Ensar gibi
öne geçme"yi (Tevbe suresi, 100) karşılıklı "rıza"nın temel
unsurlarından sayıyor. Bunlar da şifrenin başka çizgileri... Kur'an'dan yola
çıktığımızda belki "Allah anıldığında kalbleri titrer" ayetlerinde
buluruz dostluk şifresini... Belki ihlas'ta, belki "Namazım, kurbanım,
hayatım ve ölümüm eşi bezeri olmayan Allah içindir" teslimiyetinde,
belki "Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz" adanışında, belki "kalb-i
selim" çağrısında... Belki Allah için sevişmektedir Allah dostluğunun sırrı. Yüce
kudret, yarattıklarının bağışlanan ilahi düzende ahenk içinde
olmasından hoşnud olmaktadır belki kimbilir... Zünnun Mısri
"Allah dostları"nı anlatırken, "Bunların etlerine ve kanlarına Kur'an
işlemiştir. Onunla gamları dağılmış, gayrete gelmişlerdir. Kur'an'ı
manevi karanlıkları için aydınlatıcı, uykuları için beşik, yollarına
rehber, delillerine kaynak yapmışlardır. ... Kur'an'ın getirdiği ilahi
düsturlara göre kurtuluş merdivenlerinden çıkarlar. Benliklerini
Rablerinin nuruyla aydınlatırlar. İsteklerine Kur'an'la ulaşırlar.
Onlar kötü sözler için dilsiz, haram işler için kördürler." (Allah
Dostları, c.1, shf. 63. Şule Yay.) diyor. Bu da bir çerçeve... Orada
bir yerde, "Allah'ın dostları" defteri açık duruyor... Bir u fuk o.
Oraya doğru bir koşu mü'minin hayatı... Yakalar, yakalamaz, defter
açık, koşu durmamalı ve bir umutla, bir özlemle, bir iştiyakla, derin
bir susuzlukla, aşkla yol almalı... O yolda bulunmak da önemli... O
yolda son nefesi vermek... - alıntı -
Orada bir yerde, "Allah'ın dostları" defteri açık
duruyor... Bir u fuk o... Oraya doğru bir koşu mü'minin hayatı...
Yakalar, yakalamaz, defter açık, koşu durmamalı ve bir umutla, bir
özlemle, bir iştiyakla, derin bir susuzlukla, aşkla yol almalı... O
yolda bulunmak da önemli... O yolda son nefesi vermek... Allah İbrahim'i dost edinmiştir." (Nisa Suresi, 125) buyuruluyor Kur'an'da... Allah Rasulü (s.a.) "Allah İbrahim'i dost, Musa'yı neciy, yani kelim ve beni de habib (sevgili) edindi." buyuruyor. Kur'an'da "Allah'ın dostları"ndan söz ediliyor ve "onlar için
korku ve hüzün yoktur" buyuruluyor. (Yunus Suresi, 62) Ömer b.
Hattab'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.) "kıyamet
günü bu insanlara nebiler ve şehidlerin imrenerek baktıkları"nı
bildiriyor ve onları anlatırken "Vallahi yüzleri bir nur ve kendileri
de nurdan birer minber üzerindedirler." diyor. (Hakim, el Müstedrek,
IV, 170)
Yine Kur'an'da, "Allah'ın getireceği özel bir toplum" profili
çiziliyor ve "Allah'ı seven ve Allah'ın kendilerini sevdiği"
ifadeleriyle o toplumun ana ekseni "Allah'la sevgi ilişkisi" ne
oturtuluyor. (Maide suresi, 54) Kur'an ayrıca Allah'ın "sevgi ile iltifat"ına mazhar olan insanlardan bahsediyor. Kur'an'da bir de "Allah'ın razı olduğu ve kendileri Allah'tan razı olan" insanların bahsi geçiyor. Bütün bunlar, Allah Teala'nın deyim yerdindeyse bir "dostluk
defteri" bulunduğunu ve bazı kullarını, bu "dostluk defteri" içine
aldığını gösteriyor. Peygamberler var bu defterin içinde, sade kullar var...
Peygamberlik vehbi bir durum. Yani o makam, doğrudan doğruya
Rabbin seçimine bağlı. Kaldı ki orada bile, "dostluk - halil" ve hele
"sevgili oluş - habib" daha özel bir Rabbani tercihle alakalı. Bir
anlamda yaratılan her şeyin vehbi olduğu düşünülebilir, çünkü kudret-i
ilahiyeye bağlı olmayan bir yaratılış düşünülemez, ama dünya bir
imtihan yeri de olduğuna göre, sade insanlar için "dostluk defteri"ne
kaydolmak, bir cehdin, gayretin ürünü olabilir.
Muhammet Sağlam: Hz. Ömer’in Efendimize; “Diğerleri kuş tüyü yataklarda yatarken, sen hasır üzerinde yatıyorsun” değişini de bu anlamda değerlendirebilir miyiz?
Salih Dülger: Yani orada Hz. Ömer tabi Rasulullah (s.a.v.)’i gerçek manada iltifata layık olan bir insan olarak görüyor ki öyledir başımızın tacıdır. Elbette kendi toplumunda o gün yaşayan insanlardan onu biraz farklı yorumlamak lazım. Rasulullah’ı baş tacı ediyorlar, dilese yaşatırlar onu. Ancak tabi bu anlamda sergilediği tavrı Müslüman tavrı olarak da algılayabiliriz. Bu bağlamda bu durum gariplik olarak değerlendirilebilir. Yani bu biraz daha Efendimizin Mekke Dönemini kuşatıyor. Medine Döneminde insanlar vardı, kendisiyle birlikte oturup kalkanlar, kendisiyle birlikte amme hizmeti yapanlar, kendisiyle birlikte duaya duranlar vardı. Orada tek değil artik, yalnız değil, müminler var. Allah Resulünün Mekke dönemi bu garipliğin bulunabileceği yerler bir bakıma.
Serdar Kacır:Hocam konuşmanın başında Allah Resulünün bir Hadis-i Şerifinden bahsettiniz. İslam’ın belirli dönemlerde iniş ve çıkışlarının olduğunu söylediniz. İslam’ın yeryüzüne hakim olduğu dönemlerde gariplikten söz etmek mümkün mü?
Salih Dülger: O dönemde herkesin İslam’a sahip çıkması kolaydır zaten. O dönemde garip bulamazsın. O dönemde garip ancak bir memleketten bir memlekete giden miskin bir insan için söylenebilir.
Serdar Kacır: O zaman gariplik o dönemlerde bu anlamıyla ortadan kalkıyor. Bugün için ne söylenebilir?
Salih Dülger:Viyana’nın göbeğinde bir insan Rabbine sadakatle bağlı kalacağına ahdetmiş, hayatını bir istikamet üzerine sabitlemişse ve çevresindeki insanlar ona yardımcı olmuyorsa, onun bu halini bir tür gerilik gibi görüyorsa, yani bu anlayışı bu asrın içinde uygulanamaz bir anlayış olarak görüyorlarsa ve o insan yalnız kalıyorsa, işte o gariptir. Bu İstanbul’da da böyledir, Konya’da da böyledir, hatta Mekke ve Medine’de de böyledir. Garipleri sevmek zorundayız. Gariplerle birlikte olmak zorundayız. Ve İslam gariplerin omzunda yükselmiştir daima, fakirlerin omzunda. Fakirlere özellikle Allah Resulü bu anlamda bir ithafta bulunur, fakirlerin duasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgular Efendimiz (s.a.v.). Çünkü o dua sebebiyle ümmet yere de batar ayağa da kalkar.
Serdar Kacır: Kalpleri İslam’a ısındırılmak için bir takım zenginlere Peygamber Efendimiz savaşta kazanılan ganimetlerden pay ve hisseler veriyor ve onların bir bölümü Ashab-ı Suffa hakkında Peygamber Efendimize ‘Sen bunlarla niye bu kadar ilgileniyorsun, düşüp kalkıyorsun’ gibi ifadeler kullanıyorlar. Bunun üzerine bir ayet iniyor değil mi Hocam yanılmıyorsam?
Salih Dülger: Allah Resulü eğer o gariplerden yüz çevirse Allah da ondan yüz çevirir. Onlar dinin omuzlarında Rabbimin izniyle insanlara aydınlığın taşındığı insanlar. Din onların şahıslarında insanlar nezdinde sevilmiştir. O anlamda garipler çok önemlidir. Medeniyetlerin yüksek oldukları dönemlerde ayrıca düşünülmelidir. Kimsenin, insanların hizmetine çizilmiş mekanizmaların dışında koşmadığı dönemde, bir insan eğer insanların hizmetine o mekanizmanın dışında da tüm varlığını feda ederek çalışıyorsa, o da o dönemin, o anlayışın garibidir.
Serdar Kacır:Geçen sohbetinizin bir bölümünde medeniyetin tekrar ayağa kalkması için kahramanlara ihtiyaç olduğunu söylediniz. Bu anlamda kahramanları garipler olarak değerlendirebilir miyiz?
Salih Dülger:Tabi muhakkak… Herkesin yarıştığı dönemde yarışmak kolaydır, kimsenin yarışmadığı dönemde yarışmak zordur. Kimsenin koşmadığı zamanlarda koşmak, hem de ritimli tempolu, hem de soluk kesmeden, hem de insanlar “Ne oluyor, sen deli misin?” dedikleri bir zamanda… İşte bunlar ‘Vakıa’ suresinde geçiyor “Öncülerin öncüleri”, en önde gidenlerdir. Ebu Bekir Es-Sıddık Resule iman konusunda öncülerin öncüsüdür. Tereddüdünü ortaya koymadığı için ‘Sıddık’ denmiştir zaten. Bu manada savaşlarda da mesela Ulu Batlı Hasan’ın burca sancağı dikmesi Bizans’ın moralini sıfıra indirmiştir, öncülerin öncüsüdür. Ama gitmiş o. Varlığını borçlu olduğu İlah için kendini ortaya koyan insan. Garip böyledir işte. Bu çok zor bir makam… Allah bize nasip etsin. Ama ihtiyaç var bu zamanda öncülere, gariplere ihtiyaç var.