| Muhammet Sağlam: Hocam kelimenin başka bir anlamı da var mı? Herkesin
yaptığı biçimde yapmayan insan, hani garip davranıyor derler ya…
Salih Dülger: Şimdi bunu ‘protest’ yaklaşımdan uzaklaştırmak lazım…
Herkesin yaptığını yapmamış olmak farklı bir biçimde kendisini ilan etme
gayretinin sonucudur. Protest davranış biçimi… Ama burada birisinin ulûhiyetini,
yüceliğini kabulden kaynaklanan bir sonuçla, sadece onun dediğini yapmak söz
konusu. Herkes nasıl yapıyor diye bakmadan. Herkes böyleyse ben de böyle olayım
mantığını taşımadan, onu yaratan güç kendisinden bir şey istemiş, sadece ona
dönük olarak hayata bakmak. Yaratanın tecellileri ile hayatı yakalamaya çalışan
kişidir garip. Bu anlamda ‘Ebu Zerr’ ( Ebu Zerr El-Ğıfari) bir gariptir kendi
toplumunda. Neden? Çünkü herkes dönüyor Beyt’in çevresinde kendi ilkeleriyle,
ama o Allah’ın ilkeleriyle orada bulunmayı tercih ediyor. Resulullah (a.s)
gariptir. Neden? Herkes kendi toplumu içerisinde belirli putların önünde belirli
merasimleri icra ederken, Allah c.c. özellikle korkutmuştur çocukluğunda, ondan
uzaklaştırmıştır onu. Buradaki yabancı oluş insanlara göre bir şehrin hayatına
yabancı oluş gibidir. Ama bizim cephemizden baktığımızda garip Allah’a yakın
olandır. Ama yüksek toplum cephesinden bakıldığında topluma yabancı olandır.
Garip bu anlamda yabancı demektir. Belirli dönemlerde sayıları çok azalacaktır
bu tür insanların. Allah’ın dinine kimsenin sahip çıkmadığı bir zamanda,
sevgiyle ve muhabbetle Allah’ın dinine sarılan insanların sayıları azalacaktır.
İşte onlara garipler denmiş, gureba denmiş. Yoksa malsız mülksüz veya bir şehre
sonradan gelmiş, mesela siz bu Viyana’nın garibi olarak niteleniyorsunuz. Burada
yabancılık beşeri sistemlerin ona bakışından olursa şayet onların dışındaki bir
hayattan kaynaklanıyor. Bizim açımızdan bakıldığında ise onların hayatına uzak
Allah’a yakın olandır garip.
Muhammet Sağlam: Garip insan bu anlamda bir eziklik hissetmez…
Salih Dülger: Hayır, hayır… Gariplik burada boynu büküklük anlamında
değil, hayır asla. Sadece inandığı davada yürürken beşeri güçlerin sahipsiz
bıraktığı kimsedir. Yoksa Allah ona sahiptir, o da bunun idrakindedir ve son
derece izzet sahibidir. Mesela İbrahim (a.s) Mısır’da, ehramlar diyarında,
firavunlar ülkesinde bir gariptir, ama dimdiktir, başı diktir. Mesela ‘Ashab-ı
Kehf’ kendi ülkelerinde gariptirler, sayıları azdır ama asla boyun
eğmemişlerdir. Burada garip; boynu bükük, beşeri yardıma muhtaç yaklaşımıyla
izah edilmemiş zaten. Asla böyle de değildir.
Muhammet Sağlam: Özellikle modern çağda şöyle bir yaklaşım söz konusu:
Sizin (Müslümanların) başarılarınız yok, her şeyi biz yaptık, siz bir kenarda
oturun ve bizi seyredin.
Salih Dülger: Garip neye mal olursa olsun, eğer Allah’a ait
duygularında samimi insansa ki böyledir, onu gerçekleştirmek noktasında hiçbir
sesi duymayan kişidir. Çok nettir yaklaşımı. Kuran’ın ortaya koyduğu kıssalarda
da böyledir. ‘Ashab-ı Uhdud’un genci gariptir. Bütün insanlar aleyhindedir onun,
öldürülmeye kadar. Şahadetle sonuçlanan o yolculukta Allah’tan başka sahibi
yoktur. Yerine göre ‘Ashab-ı Uhdud’un genci gibi iki büklüm yere çakılır ve
şehit olur, ama yine çizgisini değiştirmez.
Serdar Kacır: Allah’ın iradesine teslim olur ve her şeyden müstağni
kılar kendisini bir anlamda, değil mi Hocam?
Salih Dülger: Allah ona yeter zaten. ‘Vekefa billahi şehida.’ ‘Vekafe
billahi vekila.’ ‘Vekafa billahi hasiba’ gibi ifadeler garibin bu anlamdaki
anlayışını odaklarlar.
|