Güzel Gören Güzel Düşünür

10/9/2008 - aynalibaba

— Aynalı Baba bundan aşağı yukarı seksen sene evvel Üsküdar'da Karaca Ahmet mezarlığında yaşardı. Karaca Ahmet mezarlığında yalnız başına dolaşırdı. Ara sıra karşı tarafa geçer çok özel sohbetler yapardı.
Ama kılığı kıyafeti dolayısıyla onun çok büyük bir nazlı olduğunun bilinmesi imkânsızdı. Zaten Aynalı Baba denmesinin sebebi üzerine kırık ayna parçaları, incik boncuk takmasıydı. Ona ilk bakıldığında meczupluktan ziyade (beni affetsin) üşütmüş intibâını verirdi.
Aynalı Baba böyle bir hayat sürerken Karaca Ahmet mezarlığında Doktor Ahmet'le karşılaşır. Doktor Ahmet Sorbon'da tahsil yaptıktan sonra memleketine dönmüş Osmanlı'nın son çağında memleketinde yaşamak istemiştir. Kafası batı kültürüyle karışmış, doğu kültürünü iyi anlayamamış bir kimsedir. Doktor Ahmet Karaca Ahmet mezarlığında kendi kendine felsefe üretmek ister. Orada yatan ölülere bakar.
— Siz dünyada mutlu muydunuz? Şimdi nasılsınız? Öbür dünya var mı? diye felsefe üretmeye çalışırken Aynalı Baba'ya rastlar.
— Kendi kendine ne fikir üretiyorsun, bir şey öğrenmek istiyorsan bana sor der.
Doktor Ahmet şöyle bir döner bakar ki tam mânâsıyla garip, üşütük bir adam. Fakat birden intikal eder ve:
— Sen benim düşüncelerimi nereden biliyorsun? der. Aynalı Baba Doktor Ahmed'e:
— Bize pek gizli bir şey yoktur deyince:
— Sen çok usta bir düşünüre benziyorsun ama bu hâlin ne? der. Aynalı Baba da:
— Bana bir ziyanı yok bunların. Aksine lüzumsuz insanların yaklaşmasından beni koruyor. Herkes bunları gördükçe bana yaklaşmıyor der. Doktor da:
— Benim müşküllerimi sen halledersin der. Aynalı Baba'nın Karaca Ahmet'teki teneke kulübesine giderler. Doktor Buda'nın "İnsanlar saadeti bulamayacaklar, çetin bir mücadeleyi yaşayacaklar" sözünü sorar Aynalı Baba'ya. Aynalı Baba cevaben:
— Ben bu işle meşgul değilim kendin sor, der.
— Doktor Ahmed'in karşısına ansızın Buda gelir. Doktor Ahmet o çok müspet ve pozitif kafayla bunun olamayacağını düşünürken Aynalı Baba:
— Olamaz diye bir şey yok. Sen şimdi bu zaman diliminde değilsin. Ben seni o zaman dilimine geçirdim, der.
Doktor Ahmet'in Hıristiyanlığa ait bazı soruları varmış. Bu defa da Hz. İsa ile tanıştırır, konuşturur. Netice itibarıyla Doktor Ahmed, Aynalı Baba'nın mürîdi oluyor. Aynalı Baba İstanbul'da Doktor Ahmet kanalıyla ifşa olduktan sonra İstanbul'u terk ediyor. Sonradan Doktor Ahmet Aynalı Baba'yla olan öyküsünü bir kitapta topluyor.
Aynalı Baba İstanbul'dan sonra Kütahya'ya geliyor. Kütahya'da da aynı kıyafetle dolaşıyor. O zaman Kütahya'da komiserlik yapan bir arkadaşım da Aynalı Baba'ya rastlamış. Hatta o zaman komisere bir yazı gelmiş "Mıntıkanızda Aynalı Baba ismiyle mâruf, fakat ne olduğu anlaşılmayan bir adam intikal etmiştir. İzlenerek bilgi verilmesi" diye o dönemlerde öküz altında buzağı aramak gibi bir gayret vardı. Komiserde Aynalı Baba'yı tâkip etmeye başlamış.
Komiser bakmış bütün gün sokaklarda gezen mecnun gibi bir adam onun büyük bir velî ve düşünür olduğunu bilmediği için her gördüğünde dilini çıkarırmış. Aylardan da Ramazan'mış. Komiser bir gün demiş ki:
— Sende karışık bir şeyler var. Neden bizimle sohbet etmiyorsun demiş. Aynalı Baba'da komisere:
— Ben yatsı namazından sonra kahve kahve dolaşıyorum. Üç beş dostumu bulup konuşuyorum senin haberin yok. Güya beni takip etme görevi de sana verildi, demiş.
Komiser de kahvelere devam etmeye başlamış. Gerçekten Aynalı Baba o kadar müthiş bir sohbetler yapıyormuş ki, Nuh tufanını anlatırken o kadar çok ayrıntı anlatıyormuş ki, içinde bulunmayan bunu bilemez. Habibi Neccâr'ın linç edilmesi olayını anlatmış ancak insan görürse böyle anlatabilir.
Netice itibarıyla komiser demiş ki, Aynalı Baba'ya:
— Bize bir himmet etsen, demiş.
Biliyorsunuz insanlar meraklıdırlar. Büyük bir zât gördükleri zaman isterler ki bir ceryan geçse de hiç dünya sıkıntısı çekmeden hazıra konsalar. Tarikatta tasavvufta da böyle bir şey yoktur.
Eğer dünya telaşının içersinde Allah adına yaşamayı, Efendimizin gösterdiği biçimde yaşamayı becerebilirsek ancak o zaman Cenâb-ı Hak lütfeder, bir mürşidin nazarını nasip edebilir. Bizi ikaz edecek bir dervişi, bir meczubu gönderebilir. Yoksa durup dururken böyle insanlar gelsinler, sizi beleş çıkarsınlar bunu hiç düşünmemek lâzım. Aynalı Baba'da kendisine müracaat eden komisere demiş ki:
— Yarın saat dokuzda polis karakolunda beni bekle, seni irşad edeceğim, demiş.
Komiser büyük bir zevkle eve gitmiş. Hatta o gün uyumamış. Ertesi gün saat dokuzda masasına oturmuş bekliyor. Bir telgraf gelmiş: "Aynalı Baba'yı aramayınız. Bu gece Güneydoğu'ya intikal etti, oradan da Halep'e geçtiği öğrenildi" diye.
Bu da demin söylediğim gibi hazır lokma bekleyen insanın bu lokmayı beleş bulamayacağını gösteren güzel bir misâldir.

Allah hepsinin ruhunu şâd etsin. Âmin.
Onk. Dr. Haluk Nurbaki | Damla Yayınevi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

Hakkımda

"EDEB YA HU!"

Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • magrib
  • Aşk ve Cinsellik
  • radyo tuna

    Arkadaşlarım

  • ismailkorpe
  • sadakat ...
  • rumuzsehadet
  • dingorevlileri
  • zahide
  • bloving
  • davetci
  • sehitlerolmez
  • hauns
  • zikrullah
  • asanristemov
  • onurlu1turk
  • nurubahce
  • kemaliyemiz
  • hudayidemir
  • mshbh
  • dusuncealani
  • 1001kopru
  • izzetozturk63
  • tekkemarla

    Reklam

  • Kayıt: - Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa